Lacan’da Hakikat: Keşif mi, İcat mı?

Ruhbilim
9 Min Read

Hakikat Keşfedilmez, İcat Edilir: Lacan’ın Seminer XXI’deki Kışkırtması

Alıntının kesilen yarısı

Cümle genellikle şu haliyle dolaşıma giriyor: “Ben hakikati keşfetmiyorum, onu icat ediyorum.” Oysa Lacan orada durmuyor. Seminer XXI’de — Les non-dupes errent, 1973-74 — sözün devamı şudur: “Buna şunu da eklerim: bilgi (le savoir) dediğimiz şey işte budur.”

Bu ikinci cümle kesilince geriye şık ama sorumsuz bir aforizma kalıyor: hakikati ben yaparım, keyfim neyse odur. Cümle bütün haliyle okunduğunda ise tam tersi bir iddiaya dönüşüyor. Lacan hakikati bilginin karşısına koymuyor; bilginin kendisinin bir icat işi olduğunu, keşif kılığına girmiş bir imalat olduğunu söylüyor. Aynı derste şunu da söyleyecektir: bilgi icat edilir.

Makalenin bütün meselesi bu: icat, keşfin gevşek versiyonu değil. Daha ağır bir sorumluluk.

Aletheia’nın soyulması

Batı düşüncesi hakikati iki bin beş yüz yıldır bir örtü kaldırma işi olarak düşündü. Yunanca aletheia zaten “gizlenmemişlik” demek; Heidegger bu etimolojiyi bütün bir varlık düşüncesine yatırım yaptı. Hakikat ordadır, bir yerde durur, biz perdeyi kaldırırız.

Lacan aynı derste bu sahneyi neredeyse müstehcen bir ironiyle canlandırır: bilgi keşfediyormuş gibi, açığa çıkarıyormuş gibi görünür — Aletheia, sevgilim. Seni dünyaya gösteriyorum. Çırılçıplak. Örtünü kaldırıyorum. Ve hemen ardından bıçağı sokar: ben o hakikati gösterdiğimde aslında dünyayı gösteriyorum. Yani örtüyü kaldıran el, kaldırdığı şeyin altında kendi çerçevesini bulur.

Bu, Actéon’un Diana’yı çıplak yakalama sahnesinin tersine çevrilmişidir. Klasik anlatıda hakikati gören cezalandırılır. Lacan’da ise görülecek bir çıplaklık yoktur; örtünün altında bir örtü daha, sonunda da bir delik vardır. Perdeyi kaldıran, perdeyi imal edenin ta kendisidir.

Freud Amerika’yı mı keşfetti, ampulü mü icat etti?

Psikanalizin kurucu belirsizliği burada yatar. Bilinçdışı keşfedildi mi — orada, hep oradaydı, Freud sadece kapağı açtı — yoksa icat mı edildi — Freud bir aygıt kurdu ve o aygıt çalıştığı için gerçek sayıldı?

Freud’un kendisi ömrünün sonuna doğru bu sorunun kenarına gelir. 1937 tarihli Analizde İnşalar metni, psikanaliz tarihinin en dürüst ve en rahatsız edici yazılarından biridir: analistin analizana sunduğu inşa, hastanın bastırılmış anısını geri getirmese bile, hakikat etkisi üretebilir. Anı doğrulanmaz; ama inşa tutar. Semptom çözülür. Freud burada arkeoloji metaforunu — bilinçdışını kazılıp çıkarılacak bir Pompei gibi düşünmeyi — kendi eliyle çatlatır.

Lacan bu çatlağı bir kapıya çevirir. 1976’da Seminer XI’in İngilizce baskısına yazdığı önsözde psikanalizden “yalnız bir adam tarafından icat edilmiş” bir şey olarak söz eder. Fiil seçimi kaza değildir.

Neden zaten keşfedilemez: yarım söyleme

Lacan’ın icat lehine kararı bir üslup tercihi değil, yapısal bir zorunluluğun sonucudur.

Hakikat dille söylenir. Ama dilin kendisi delikli, eksiklidir; Lacan’ın deyişiyle üstdil yoktur — hakikat üzerine, dışarıdan, hakikati güvenceye alacak ikinci bir konum kurulamaz. Doğru üzerine doğru söylenemez. Bu yüzden hakikat pas-toute‘tur, bütün değildir; ancak yarım söylenebilir (mi-dire).

Sonucu şudur: “tam keşif” fikri baştan boştur. Keşfedilecek eksiksiz bir hakikat cismi yoktur ki ona ulaşmak ya da ulaşamamak söz konusu olsun. Geriye kalan, söyleme ediminin kendisidir — ve söyleme ediminin ürettiği şeye Lacan icat der.

Bu, hakikatin ortadan kalkması demek değildir. Tersine: hakikat artık bir nesne değil, bir etkidir. Ölçüsü, “orada duran şeye uyuyor mu” değil, “ne yaptı, neyi kımıldattı” olur.

İcat keyfîlik değildir: Gerçek direnir

Buraya kadarki her şey, kolayca yanlış anlaşılabilecek bir yere varıyor: madem hakikati icat ediyoruz, o zaman herkes kendine bir hakikat uydursun. Lacan’ın söylediği bu değil ve aradaki fark makalenin can damarı.

Lacan’da Gerçek (le réel), simgeselin deliğidir; yazılmayı reddeden, imkânsız olandır. Hakikat simgesele aittir, dolayısıyla icat edilebilir. Gerçek ise icat edilemez — icada direnir. İcat tam da bu direncin karşısında yapılan bir iştir.

Aynı seminerde Lacan mantığın Gerçeğin bilimi olduğunu söyler. Bu, matematikçinin durumuna benzer bir yer açar: Matematikçi keşfetmez, kurar; ama kurduğu şey ona her yerde boyun eğmez. Bir düğümü istediğin gibi atamazsın; tutmayan düğüm çözülür. Lacan’ın 70’lerde Borromean düğümlerle uğraşmasının nedeni budur — hakikatin ölçütünü uygunluktan tutarlılığa, “gerçeğe benziyor mu”dan “tutuyor mu“ya kaydırmak.

İcadın bedeli vardır. Tutmayan icat vardır: sanrı da bir icattır, ama düğümü tutmaz ya da özneyi ezerek tutar. Birkaç yıl sonra Lacan’ın sinthome diyeceği şey, tam olarak tutan icattır — Joyce’un kendine bir ad icat ederek ayakta kalması gibi.

Başlığın uyarısı: “Enayi olmayanlar sapıtır”

Seminerin adı bu tartışmanın anahtarıdır. Les non-dupes errent — “kanmayanlar yanılır”, “enayi olmayanlar sapıtır” — ve aynı zamanda les Noms-du-Père‘le ses benzerliği taşır.

Lacan’ın kastı şudur: Simgesel düzenin bir kurgu olduğunu fark eden kişi iki yol arasında kalır. Ya kurguyu üstlenir — bilir ki hakikatin kurgu yapısı vardır, yine de onunla çalışır. Ya da “beni kandıramazsınız, bunların hepsi uydurma” der ve kendini kurgunun dışında sanır. İkincisi Lacan için daha büyük hatadır: kanmayan sapıtır. Çünkü kurgunun dışında bir yer yoktur; kendini dışarıda sanan, farkında olmadan çok daha ilkel bir kurgunun içindedir.

Hakikati icat etmek, işte bu birinci tavırdır: kurgu olduğunu bilerek, yine de bağlayıcı bir şey imal etmek.

“Post-truth” ile karıştırmamak

Bu ayrım bugün akademik bir incelik değil, siyasi bir zorunluluk. Lacan’ın cümlesi, “olgular yok, anlatılar var” diyen çağdaş kayıtsızlığa yem gibi görünüyor. Ama iki tutum taban tabana zıttır:

Lacancı icatPost-truth
Gerçek’in konumuDirenir, bedel çıkarırYok sayılır
İcadın ölçütüTutuyor mu? Ne pahasına?İşe yarıyor mu, kim inanıyor?
Öznenin durumuİcadından sorumludurSorumluluğu anlatıya devreder
Bilgiyle ilişkiBilgi icattır, bu yüzden ciddiyet isterBilgi keyfîdir, bu yüzden önemsizdir

Post-truth, hakikatin icat olduğunu keşfetmenin rehavetidir. Lacan’ın önerdiği ise tam tersi: icat olduğu için daha dikkatli, daha titiz, daha hesap verebilir olmak zorundasın. Keşfedilmiş bir hakikatin arkasına saklanamazsın — imzan üstünde.

Klinikte ne demeye gelir

Analizan, divana çocukluğunun “gerçekte ne olduğunu” bulmaya gelir. Analizin sonunda elde ettiği şey bu değildir. Elde ettiği şey, kendi tarihini yeniden yazabilme imkânıdır: aynı olaylar, başka bir kurgu içinde, artık aynı yerden acıtmayacak biçimde düğümlenmiş.

Bu, “yaşananlar yaşanmadı” demek değil — travma söz konusu olduğunda bu ayrımı gevşetmek etik olarak da klinik olarak da kabul edilemez. Olan olmuştur; Gerçek oradadır ve direnmeye devam eder. Değişen, öznenin o Gerçeğin çevresine ördüğü anlatının onu taşıyıp taşımadığıdır. Anı arkeolojik olarak kurtarılmaz; hikâye yeniden kurulur ve iyi kurulmuş bir hikâye insanı ayakta tutar.

Terapötik iyimserliğin bütün ucuz versiyonlarından ayıran şey de burada: icat serbest değildir. Gerçek’in etrafından dolaşılabilir, ama içinden geçilemez.

Yazan için

Bu cümle en çok yazana söylenmiş gibidir. Yazar, hakikati bulup kâğıda geçiren biri değildir; yazarak hakikat imal eden biridir — ve iyi bir metnin kötü bir metinden farkı, uydurmasının tutmasıdır. Roman “gerçekte olmuş” olmadığı için yalan değildir. Hakikatin kurgu yapısı vardır; kurgunun da hakikat kapasitesi.

Lacan’ın cümlesi bu yüzden bir teslimiyet değil, bir görev tanımıdır. Keşfetmiyorsan, imzalıyorsun demektir.


Kaynak notu (yayından önce doğrulanacak)

  • Ana alıntı: Jacques Lacan, Le Séminaire, Livre XXI: Les non-dupes errent (1973-74). Fransızca aslı: “Je ne découvre pas la vérité, je l’invente. À quoi j’ajoute que c’est ça, le savoir.” Ders tarihi büyük olasılıkla 19 Şubat 1974; matbu/staferla nüshasından teyit edilmeli. Seminer XXI Türkçeye ve resmî Fransızca baskıya henüz tam olarak geçmedi, dolayısıyla sayfa numarası verilemez — ders tarihiyle künyelemek en güvenlisi.
  • “Bilgi icat edilir” ve Aletheia, sevgilim pasajı: aynı ders.
  • “Mantık Gerçeğin bilimidir”: aynı ders.
  • Üstdil yokluğu: Seminer V.
  • “Yalnız bir adam tarafından icat edilmiş” psikanaliz: Seminer XI’in İngilizce Baskısına Önsöz, 17 Mayıs 1976.
  • Freud, Constructions in Analysis (1937) — Türkçe künyesi eklenecek.
  • Sinthome: Seminer XXIII (1975-76).
Share This Article
Yorum yapılmamış